kitaplık

Notre Dame’ın çancısı kambur Quasimodo’ nun çingene kızı Esmeralda’ ya olan aşkının anlatıldığı, Victor Hugo’ nun klasikleşmiş romanıdır Notre Dame’ ın Kamburu. Romanın ilk bölümlerinde detaylı bir Paris tasviri de yapılmaktadır.

Seyahat etmeyi düşündüğüm şehirle ilgili bir kitap okumak ya da bir film izlemek genellikle seyahat planlamamın ilk aşaması oluyor. Notre Dame’ ın Kamburu da Paris önceki okuduğum kitaplardan. Romanın geçtiği yer, Paris’ lilerin gerçek Paris dedikleri Notre Dame Katedrali’ nin de bulunduğu Cite Adası ve civarı. Romanla birlikte hayali de olsa buralarda dolaşmak ve sonrasında gidip görmek güzeldi.

Kitabın bir özelliği de, Notre Dame Katedrali’ nin önündeki uzun kuyruğun oluşmasında önemli bir katkısının olmasıdır. Yazıldığı dönemde katedral harap bir vaziyettedir. Hatta ihtilal döneminde hurdacılara satılır ve büyük zarar görür. Ancak tamamen de yıkılmaz. Victor Hugo bu yapının korunması ve restore edilmesi üzerine dikkatleri çeker ve 1841 yılında restorasyon çalışmaları başlar. Notre Dame’ ın Kamburu’ ndan sonra da katedral bütün dünya tarafından merak edilen bir yapı haline gelir. Günümüzde ise, Paris’ te en çok ziyaret edilen yerler arasındadır. Bundan dolayı Victor Hugo, Notre Dame’ ı kurtaran adam olarak da biliniyor.

Notre Dame’ ın Kamburu’ ndan bazı notlar:

Ama şaşkınlık ve hayranlık asıl o zaman doruğuna ulaştı; zira yarış için buruşturulup çarpıtılmış sanılan surat adamın normal suratıydı… (s.73)

 

… bugün üç türlü tahribat gotik mimarlığı biçimsizleştirmektedir. Üst derideki kırışıklık ve siğiller zamanın eseridir; darbeler, hırpalamalar, ezik ve bereler, çatlak ve kırıklar, Luther’ den Mirabeau’ ya kadar devrimlerin eseridir. Sakatlamalar, budamalar, uzuvların kesilmesi, restorasyonlar, Vitruvius ve Vignola okulundan profesörlerin Yunan, Latin ve barbar işçilerin eseridir. (s.160)

 

Oysa onu sağır eden de bu çanlardı; ama analar çoğu kez, kendilerini en fazla üzen evlatlarını daha çok severler. (s.205)

 

İnsan düşüncesi varlığını sürdürmek için mimarlıktan daha kalıcı ve daha dayanıklı olmakla kalmayıp daha basit ve daha kolay da olan bir araç bulur. Mimarlık tahtından indirilir. Orpheus’ un taş harflerinin yerini Gutenberg’ in kurşun harfleri alacaktır. Kitap, yapıyı öldürecektir. (s.245)

 

İstatistikle uğraşan biri, Gutenberg’ den beri matbaadan çıkmış olan kitaplar üst üste konsa yığının dünyayla ayın arasını dolduracağını hesaplamış. Ama bizim söz etmek istediğimiz bu tür bir büyüklük değil. Yine de, matbaanın günümüze kadarki ürünlerinin bütünü hakkında zihnimizde tam bir imge oluşturmak istersek bu bütün, bize temeli bütün dünya olan, üzerinde insanlığın ara vermeden çalıştığı ve heybetli başı, geleceğin derin sislerinde kaybolan devasa bir inşaat gibi görünmez mi? Akılların karınca yuvası… (s.252)

 

O zaman her şey böyle, metafiziksiz, abartısız, büyüteçsiz, çıplak gözle görülürdü. Ne maddi ne de manevi şeyler için henüz mikroskop icat edilmemişti. (s.272)

 

Eğik penceresinden sadece karayelin içeri girdiği; ama güneşin asla girmediği bir zindanın karanlığında, o ince bezden çuvalın içinde, ocak ayında, granit zeminin üstünde çıplak ve ateşsiz vaziyette otururken hiç de acı çeker gibi görünmüyordu. Sanki zindanla birlikte taş, mevsimle birlikte buz olmuştu. (s.294)

 

Neşeli öğrenci, Etna’ nın karla kaplı yüzeyinin çok derinlerinde fokurdayıp kaynayan lavlar olabileceğini hiç düşünmemişti. (s.355)

 

Başdiyakoz onu duymuyordu. “Ahh! Çılgın!” diye devam etti gözlerini pencereden ayırmaksızın. “O korkunç ağını cılız sinek kanatlarınla yırtabilseydin, ışığa ulaşabileceğini sanıyordun herhalde. Yazık! Peki, biraz ötedeki şu camı, şu saydam engeli, bütün filozofları hakikatten ayıran şu tunçtan daha sert krtistal duvarı nasıl aşacaktın? Ahh bilimin hiçliği! Nice bilge ta uzaklardan uçarak gelip orada başını kırıyor! Nice bilim sistemi vızıldayarak, darmadağın vaziyette bu ebedi cama çarpıp duruyor!” (s.368)

 

İnsan yüreği ancak belli bir miktar umutsuzluk barındırabilir. Sünger bir kez emeceğini emdi mi, üstünden deniz geçse oraya fazladan bir damla bile sokamaz. (s.497)

Bir Cevap Yazın