kitaplık

Frankfurt Seyahatnamesi, Ahmet Haşim’in kalp ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle tedavi amacıyla gittiği Frankfurt’ daki seyahat notlarının toplandığı kitabıdır. Almanya ve Almanlar hakkındaki izlenimlerini anlatıyor. Aradan neredeyse yüz yıl geçmiş ama neredeyse hiç birşey değişmemiş. Anlaşılan o ki, o zamanlarda da ileri Alman sanayisi ve herşeyiyle muntazam Alman şehirleri ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Frankfurt seyahati öncesi, özellikle Goethe’ nin evini ziyaret etmeyi planlayanların okuması gereken bir kitap.

İnsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu aleladeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu itibarla seyahat “harikuladelikler avı” demektir. (s.13)

 

Ölüm, canları gece alır, acılar gece çözülür, kaza ve kader, gece işini görmeğe koyulur. İnsan geceleyin nasıl yola çıkmağa cesaret eder? (s.16)

 

Tabiatta insanın en büyük şey olduğuna şüphe etmemeli. Zira en karanlık bir Afrika’ nın en kuzguni bir vahşisi bile en akıl bir fil, en müdebbir bir karınca ve en kamil bir baubab ağacına zekaca bir milyon kere faiktir. (s.19)

 

Hayatında büyük bir Avrupa şehri gören bir adam, kendini, sonradan göreceği bütün büyük Avrupa şehirlerini evvelden görmüş addedebilir: Bu şehirler o kadar birbirinin eşidir. (s.29)

 

Şahlanan maddiyetin ruhunu ifna etmesi icap ediyorsa, artık harikulade fenni keşifleri sayılamayacak hale gelen, semada koca “Zeppelin” i uçurup kuşları eski bir makine gülünçlüğüne düşüren, Atlantik’ te Bremen vapurunu işitilmemiş bir hızla kaydıran, hava azotundan sun’i gübre, odundan şeker, kömürden benzin çıkaran şu altın gözlüklü, kenevir saçlı, golf pantalonlu, kimya muharebesi hazırlayıcıları genç “Herr doktorlar” vatanında eski bir şairden başka birşey olmayan Goethe’ yi ölümünden yüz sene sonra iki kişi bulunamaz diye düşünüyordum. Meğer yanılmışım. Bir mezara inecekmişim gibi bir ürperme ile açılan kapıdan içeriye girince hayratten donakaldım. (s.34)(Goethe’ nin evini ziyareti öncesi)

 

Yarabbi! Bu şehirde ufak bir kırıntı, bir küçük ihmal, yerine konulması unutulmuş bir taş, kapatılmamış bir çukur yok mu? Bıçak gibi keskin hatları her tarafta yükselen bu kusursuz hendese içinde insan nefes darlıkları duyuyor. Umranın bu kadar fazla. Ruskin’ in dediği gibi muhayyilenin mesut bir faaliyete geçebilmesi için biraz harabe görmek de lazım… (s.56)

 

Almanların bu alim sıfatı takınmak merakı münasebetiyle bir İngiliz nüktesi: “İki kapı olsa, birisinin üzerinde -Cennet- diğerinin üzerinde -Cennet hakkında konferans – diye yazılı olsa, bütün Almanlar ikinci kapıya hücum eder.” (s.56)

 

Hakiki Alman ilmini, o büyük ve şerefli ilmi yapanlar darülfünunun cüppe ve takke giydirmediği serbest zakalardır. Böyle faydası az bir sınıfı el üstünde tutmakta Almanya’ nın ne karı var? İçlerine karışmış olması muhtemel hakiki zekaların yanlışlıkla yok olmasına meydan vermemek için. Almanya böylelikle dünyanın en yüksek ilmine malik oldu. (s.57)

Bir Cevap Yazın